27 Mayıs 2010 Perşembe

MIRRRR...

Aralarındaki anlaşma şuydu; Kavga ettikleri zaman kim kendini haksız görürse, ötekini arayacak ve kedi diliyle konuşacaktı.

Yani ona "Mırr" diyecek ve barışacaklardı.

Birbirlerini çok seviyorlardı.

Her seven gibi ara sıra münakaşaları, gerginlikleri oluyordu.

Ama her defasında bu "Mırrlama" harikulade bir maymuncuk gibi bütün gerginlikleri açıyor, işler yoluna giriyordu.

Evliliklerinin altın parolası buydu.

Küçük bir kedi "Mırrlaması"...

Kendi deyişleriyle, "Böylece aralarındaki gerginlik yumuşatılıyor, normal hayata dönüyorlardı".

Bu aslında, "Senin çabanı takdir ediyorum" anlamına geliyordu.

Öteki için de "Özrünü kabul ediyorum"...

Bu anlaşmanın tek şartı vardı.

İkisinden birisi mutlaka "Mırr" diyecekti.

* * *

Sonra bir gün ilginç bir şey oldu.

Yine bir gerginlik günüydü.

Arada negatif rüzgárlar esmiş, gergin elektrikler gidip gelmişti.

Hafiften bir küskünlük yani.

Herkes kendi yoluna gitmişti.

Durumu düzeltmek için, ikisinden birinin ötekini arayıp "Mırr" demesi gerekiyordu.

Ama bunu kim diyecekti?

Kadın, düşündü.

Derinlemesine düşündü.

Tarafsız olmaya çalıştı.

Sonunda kararını verdi.

Kabahatli kendisiydi ve onun telefonu açıp "Mırr" demesi gerekiyordu.

* * *

Statüsü şuymuş, buymuş hiç umurunda değildi.

Kadınlık gururuymuş, erkeğin alttan alması gerekirmiş gibi, kıymeti kendinden menkul psikolojik kanunların hiçbirine sığınmadı.

Eli telefona gitti ve numaraları çevirdi.

O daha telefon açılıp karşıdan "Alo" sesi gelmeden, parolayı verdi:

"Mırrr..."

Hayret...

Karşıdan soluk sesi bile gelmedi.

Bunun üzerine tekrarladı.

"Mırrr..."

Yine ses yok.

Oysa o, bir "Mırr" değil, iki, üç, hatta beş "Mırr" sesi bekliyordu.

Kendi kendine derin bir iç muhasebeye girişti.

Acaba onu gerçekten bu kadar çok mu kırmıştı?

Gerçekten bu kadar ağır sözler mi söylemişti?

Artık geri dönüş yok muydu?

İşte tam bu muhasebenin ortasında, ahizenin öteki tarafından, çok cılız bir ses geldi:

"Mırr..."

Ses çok ama çok cılızdı.

Hatta o günün teknik imkánlarında, telefonun zırıltısı bile o "Mıırr"dan daha kuvvetliydi.

Gerçek bir "Mırr" mı yoksa "zoraki" biri mi?

Sorunun gerçek cevabını akşam evde öğrenecekti.

* * *

Erkek, Türkiye'nin en büyük, en efsane şirketinin başındaydı.

Çok önemli bir toplantıdaydı.

Etrafı şirketin en baba isimleriyle doluydu.

Sekreterine, "Telefonda kimseyi bağlamayın" talimatı vermişti.

İşte telefon böyle bir ortamdaydı.

Sekreter, ürkek bir sesle, "Ama efendim, arayan Hanımefendi" diyordu.

Ahizeyi eline aldı ve gelen sesi duydu:

"Mırr..."

Etrafına baktı.

Şirketin bütün büyük müdürleri kendine bakıyordu.

Bir tarafta dünyalar kadar sevdiği karısı.

Öteki tarafta kendisi kadar sevdiği karizması.

Bir saniye bile düşünmedi.

Telefonu ağzına yapıştırdı ve ancak onun duyabileceği bir sesle "Mırrr" diye fısıldadı.

Olayın gerisini akşam evde karısına anlattı.

* * *

Kocasını arayan kadın Suna Kıraç'tı.

Koç topluluğunun en efsanevi isimlerinden biri.
Vehbi Koç'un kızı.

Aradığı kişi kocası İnan Kıraç'tı.

Koç Grubu'nun en üst düzey yöneticisi.

Suna Kıraç yıllar sonra şunu söyleyecekti:

"Her çiftin gündelik yaşamda kendilerine özgü bir dilinin olduğuna inanırım."

Onlarınki "kedi diliydi".

Bana göre de bir kadınla erkek arasındaki en etkili dil.

(*) Suna Kıraç: "Ömrümden Uzun İdeallerim Var." Yayına hazırlayan Rıdvan Akar, 2007.

10 yorum:

SeViL ( DenizFeneri ) dedi ki...

İçim titreyerek okudum..
Mırrr...gercek den de her evliliğin farklı bir dili farklı bir bakışı var..
Teşekkürler canım güzel di..

Ballı Cimcime dedi ki...

Sevilcim ben de senin gibi okuyunca çok etkilendim. Hep güzel bakabilmek için farklı bakış açılarına ihtiyaç duyabiliyoruz gerçekten; mesela biz mırr.. yerine miyavvv diyoruz olma mı:)) Sevgilerimle canım, öptüm.

NiLaY dedi ki...

nasıl olursa olsun sanırım önemli olan bir dil bulabilmek :)

Ballı Cimcime dedi ki...

Kesinlikle Nilaycımm:)) Yalnız aklım hala o muhteşem resimlerinizde, sevgiler...

İnci Yemek dedi ki...

Çok güzel bir yazı :))konunun başından başladım okumaya,kendinden bir gün yazıyorsun gibi geldi cimcimem sonu
süpriz:))bayılıyorum senin yazılarını okumaya tatlım:)gerçekten eşler arasında bir konuşma dili geliştirmek gerekli
ne dili olursa olsun,sema maraşlının bükçe dilini erkeklere önermek gerekiyor da neyse:))
hayırlı cumalar,mutlu hafta sonları diliyorum canım.çok öptüm..

Ballı Cimcime dedi ki...

İncicim, sürprizleri seviyorum ne yapayım:)) Ama ben de senin katıldığın etkinlerine bayılıyorum, bir gün sürpriz yapabilirim haberin olsun canım:))

Bu arada süperrsin, ne iyi oldu da hatırlattın, bütün erkeklerin en acilinden bükçe dilini öğrenmesi lazım:)) Bilmeyenler için bir kitap tavsiyesi yapalım o zaman;
"Sema Maraşlı-Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz" okuyun, okutun...

Sevgilerimle, öpücüklerimi yolladım:))

NURAY EGE dedi ki...

canım eline sağlık yazın güzel olmuş.Eşimle aramızda bu tarz bir dilimiz yok ancak almış olduğumuz bir karar var, bu da ne olursa olsun yastığımıza kafamızı koyduğumuzda herşey unutulacak ve ertesi gün yataktan bir daha açılmamak üzere konu kapatılmış olarak kalkarız.Senin yazını okuduktan sonra bir an sizinle paylaşmak istedim. Sağlıcakla kal canım benim.Hayırlı cumalar...

Ballı Cimcime dedi ki...

Nuraycım kararınız çok güzel, uygulayabiliyorsanız maşallah diyeyim canım, Allah nazarlardan esirgesin sizi.. Sevgiyle ve hep neşeyle kalın, paylaşımın için teşekkür ederek öpüyorum seni ve bebişini:)

Yeşim dedi ki...

Canım arkadaşım harika bir paylaşımdı, teşekkürler :) Bizim de tarzımız var :) telefonu kapatırken mutlaka birbirimize öpücük göndeririz :) nerede olursak olalım, yanımızda kim olursa olsun değişmez ;)

arzu dedi ki...

s.a.
mırrr !!!
gerçekten çok hoş bir paylaşım Allah razı olsun
selam ve dua ile