19 Kasım 2009 Perşembe

Hayat müşterekse bana yardımcı olmalısın her konuda!


Mümkün olduğunca bloguma bir şeyler yazmaya, sizlerin güzel sayfalarını ziyaret etmeye çalışıyorum fakat bu aralar biraz yoğunluk var, bu yüzden blogger'a istediğim vakti ayırabildiğimi de söyleyemeyeceğim, üzgünüm.

Her nedense bu yoğunluk artarak devam ediyor. Bugün öğle yemeği saati geldiğinde hemen yemeğe çıkamadım, bu da biraz can sıkıntısı yaptı ben de sanırım. 13,00 gibi gözümün önünden pofufuk pofuduk hamur kızartmaları ve çay geçmeye başladı anlayın nasıl acıktığımı:)) (Ahh vakit bulup bir yapabilsem:() Saat 13,30'a geliyordu ki dayanamayıp soluğu yemek salonunda aldım. Tabi canımın istediklerini değil daha hafif şeyler yedim. Bir bakıma iyi oldu aslında benim gibi iş yoğunluğundan geç saate kalan, çok sevdiğim bir arkadaşımla beraber yemek yedik. Kendisi yeni anne, Allah nazarlarsan saklasın yürümeye geçen bir oğluşu var. Sorumlulukları çok fazla...

Güzel bir sohbet eşliğinde yemeğimizi yerken bugünlerde kendimi hiiiç iyi hissetmediğimi, bir isteksizlik içinde olduğumu söyledim. Aynı şeyleri kendisininde hissettiğini söyledi. Herşeye koşturmak zorunda kaldığını, hem evde hem işte çok yorulduğunu söylüyordu. Aynen dedim başka bir şey demedim dinlediklerime... Havadan mıdır nedir bu halimiz, çözemedim. Ne yemek yapmak, ne çalışmak, ne yazı yazmak, ne de konuşmak içimizden gelmiyor çoğumuzun bu aralar; yorganı kafamıza çekelim uyuyalım istiyoruz. Çocuk okula gitti mi, beslenmesi hazır mı, kahvaltıydı, yemekti tamam mı, evin, eşin durumu iyi mi, bebeğin altı temiz mi, banyo yaptırmalı mı, alışveriş tamam mı, işler yetişecek mi......vs hiç bir şey düşünmeden sadece dinlenmek istiyoruz. Hani kocalarımız en ufak yorgunluklarında veya canını sıkan bir durumda "azıcık dinleneyim" deyip "yatak odasında biraz uzanayım da kendime geleyim" edasıyla ortamı terkederler ya, aynen biz de öyle yapmak istiyoruz. Ama her şey bize bakıyor, olmuyooorrrr...

Dolayısıyla herşeye yetişelim derken yavaş yavaş kendimizden vazgeçmeye başlıyoruz; kendimizi ihmal etmeye başlayınca da keyfimiz tabi ki kaçıyor. Herşeye daha soğuk bakıyoruz, bitkin gözlerle... Onca şeyi yüklenip bir süre sonra haa haaayy çok mutluyum hayatımda diye coşku saçamıyoruz elbet çevremize. Allaha şükür idare ediyoruz modunda, monoton yaşamın
notalarında savrulup gidiyoruz. Hatta niye suratın asık, hiç sesin çıkmıyor diye eleştirildiğimiz de olabiliyor...
Peki tamam, ne yapmalıyız? Hayır sadece biz bayanlar değil eşlerimizle beraber yapalım ne yapacaksak! Öyle yan gelip yatmakla olmuyor hayat, eşin iki burnu aktı diye "yatıp dinlenicem diyebiliyorsa" sen asacağın çamaşırı, çocuğun dersini, toplantısını, yarın ki kahvaltı sofrasını, akşam yemeğini düşünmemelisin.
Arada farklı şeylerle de renklendirelim bu güzel yaşamı ama eşlerimizden de her konuda destek gelsin artık lütfen... Onlarda insafa gelip, bir işin ucundan tutsunlar bir zahmet!
Her şeyi bayanlar yapsın diye beklemesinler, paylaşımda bulunmayı öğrensinler...
Belki o zaman daha hayat dolu olabiliriz, ışıltılı gözlerle bakabiliriz ne dersiniz?

6 yorum:

Kendimce dedi ki...

çalışmadığım zamanlarda herşey benim üzerimdeydi ama işe başladıktan sonra görev paylaşımı yaptık böylece herkes ne yapacağını biliyor o nedenle bunu denemekte fayda var

Esin (Huysuzbalık) dedi ki...

Aynen katılıyorum. Ben çoook uzun zamandır dediğin gibi yapıyorum. CAnım istemiyorsa hastaysam hiç bir şeye dokunmuyorum. Herkesin dinlenmeye enerji toplamaya ihtiyacı var. Sevgiler...

Ballı Cimcime dedi ki...

Kesinlikle haklısınız arkadaşlar; iş bölümü şart. Hepimizin dinlenmeye hakkı var. Elimizi çektiğimiz anda karmançorman olan işleri de kafaya fazla takmamak lazım, belki böylesi iş bölümünün şart olduğunu daha kolay gösterebilir eşlerimize:)) Sevgiler..

pembe tatlar dedi ki...

Mutlu hafta sonları...

yasenin dedi ki...

altına imzamı atarım ne kadar doğru şeyler yazmışsın

Ballı Cimcime dedi ki...

At güzelim at imzanı:)) Tüm bloggerlar okuyabilseydi; eminim imzalar bu sayfaya yetmezdi tatlım...